29 Ocak 2010 Cuma

Aşk-ı Beyza

Güne vuracak birazdan aşk-ı Şeyda
Kâinat süslenirken, gül-izar’ında barınacağım

Eylül eserken ılık ılık,
Meltem yüklü başaklar gibi…
Gözlerinden öpeceğim şiirin.

Aydınlık sabahların girizgâhında
Kirpiklerinin kıvrımlarında uyanacağım
Yankılanacak sesimizde şarkılar
Cemreler düşecek güne usul usul
Temassız dokunacak kalplere aşkın narı

Şehrin gölgesinde sulara ay vururken
Yakamozlar oynaşacak,
Aşkın nidası değecek birleşen yüreklere…
Mistik dokunuşlarla valsın kanatlarında
Nar damlası dudaklara
Bitimsiz fısıltılarla düş konacak
Erguvan zamanlarda

Buselik bir gecenin koynunda
Uykuları böle böle
Şehri seyrederken narenciye kokularıyla
Karanlıkları kapatarak
Sana tutunacağım…

Şah damarında sevdanın
Nefeslerde gül
Soluklarda aşk-ı Beyza



//Düşerken içten sözler, yürek çırası yanar//


Hatice Kürklü

Duvak Lekesi

Taşır yangınını abanmış karanlıklara
Ahlara beleli sözcüklerle
Bir başka acıtır yazgısının alazı
Zamanın mor dolamalı sancısı sardığında

Yaşanacaklar istiflenirken üst üste
Yazgıya baş kaldırır sessiz çığlıklarla
Bozkırlarda bir nokta kadar küçük
Yoksun, çaresiz,
Yarınları çalınmış…

Gülün tomurcuğundan sıyrılışı
Kelebeğin kozasından ayrılışı gibi
Can kavruk türküler yanık göğsünde

Bir tutam gülüş kınalı avuçlarında
Sımsıkı kapalı onmaz yaralarıyla
Geçmişli anların serabı iç çekişleri
Kırılma noktasında düşünde ki mevsimler

Umudunun yıkılmış köprülerinde
Duru bakışlarından damlar kan
Boranlara gebe yüreği çırpınırken
Dili lal..

Ezilmiş gülüşünü asmışlar gözlerinin irisine
Geleceğini sağmışlar ığlım ığlım

Çırılçıplak kim soymuş kim uyandırmış
Kim ç/almış düşlerini
Çalınırken çocukluğundan hayalleri
Boşluğu sıkılmış kurşun gibi
Suskunluğun bıçak sırtı mevsimlerinde
Apansız ve hoyratça kim yutmuş baharını
Sevmeyi bilemeden…

Alıcı kuşların kanatlarında
Kendini düşünür birde kendi düşlerini
Aşılmaz dağları aşacak yüreği varken
Reva mı koynuna dolanan yazgı..

Yitik umutlarına
Muson yağmurlarıyla sis çöker
Solgun renklere sarılır kadınca….


//töre, berdel adında çocuk kalbinde tutsak,
Avuçlarında umutlarını ısıtır, yudumlar//
Posası çıkmış yaşamın sırrı nerede?//


Hatice Kürklü

Bir Kadın Doğuracağım Kendimden

Hayat silip seni yeni baştan yazacağım
Gönlüme gülümseyen aynada ki suretimde
Zamanı durduracağım
Uzaklaşacak uğultular…

Korkutmuyor artık beni,
Ruhumun en gizemli noktası…
Gözlerimin baktığı her yer doğumumdur artık
Şimdi gecenin atlasından
Bir kadın doğuracağım kendimden

Gün alacasında bir şarkı dinleyeceğim
İpek yumuşaklığında sözlerimle
Yıldızları tek tek indireceğim gözlerime
Aydede gülümserken yüreğime
Kendime sarılacağım..

Tüm zamanlarımın yitikliğinden sıyrılacağım
Ne mevsimler eskisi gibi olacak
Ne düşler umutsuzluklarda kalacak
Ne ruhumda sakladığım aydınlıklar kararacak
Ne de kasırganın odağında kalacağım
Vurmayacak hüzünlü bakışlarımın gölgesi kirpiğime
Kelebekler kadar kısa olsa da yaşamım
Ben mutlu olacağım…

Doğumumla fısıldanacak ilahi sesin tınısı
Saçlarıma dokunacak masalım
Ay ışığıyla yıkanacak bedenim
Bir tutam gülüşü avuçlarımda ısıtacağım
Gerçek serenatların çın çın çınladığı kulağımda
Sarılacağım çocuksu ak günlere
Güne dolan ıhlamur kokularıyla
Kendimden bir kadın doğuracağım yeniden…

//Sildim gönlüme rüzgârların savurduğu vuruşları,
Ve hayatın pusunu..
Elimde bir kadeh şarap, hadi şerefe//


Hatice Kürklü

Senli Fısıltılar

Bu sen değilsin sevgili
Renklerinde kaybolduğum değilsin artık

Sessiz sözsüz yankılanırken suskunluğunda
Siyahtan griye çalandan öte değilsin şimdi

Kirpiklerime saklanırken gözyaşlarım
Gözlerine her baktığımda
Hiç tanımadığım bir şehre bakar gibi
İçimde sonsuz boşluk büyütüyorum

Tan kızıllığı sesinin titreşimleriyle
Yanında yürüdüğün gölgen yorgun argın
Kendine çarpıyorsun sevgili, bu sen değilsin

Katran karası gecenin sağırlığında
Çocuk yüzünde elle tutulur bir şey arıyorum
Bulamıyorum gözlerinde açan gülüşleri
Sen bile arasan kendini bulamazsın sevgili
Sana ne oldu?

Meltemi yürek kasırgası olan sen
Gecesinin kuytularında çın çın sedalarınla
Masmavi düşlere gebe bozkırlarda
Tutsak haykırışları yüreğinde sancıyan sen
Yoksun, ne oldu sana?

Yağmur kuşunun yanık sesi karışırken ulu dağlara
Gözlerimizde suskunlaşırdı çiselenen yağmur…
Şimdi denizlere karışan tohum gibi belirsiz
Var mısın yok musun belli değil sevgili…

Yok olsun bende senli fısıltılar
Damlatma ruhuma puslu yarınları
Nabzımın tek tek vuruşunu
Darbelerle koparma
Yeter artık…

//Şimdi soğuk mermi dilim, bağ bozumudur yüzün
Amber kokan yürekte hiç dinmeyecek sızıdır hüzün//

Hatice Kürklü

Mor Yağmurlar

 
MOR BULUT © 2008 by para Você | Re-design Sweet Baby Girl