31 Mayıs 2010 Pazartesi

Kuş Kanadı Çırpınışları

Müzmin bir sızıdır aşkın fermanı
Hüzünle sarılgan yürek harmanı
Tutsun ellerimden o’dur dermanı
Yâre haber verin gurbet kuşları

Yıldız alacası hasretim coşar
Sessizliğin zulmü dağları aşar
Sükûtta nefesim kafeste yaşar
Varın haber verin ardıç kuşları

Çalındı güneşim evren yabancı
Gökyüzü ağlıyor bahar yalancı
Dindirsin ağıtı bitsin bu sancı
Yâre haber verin yağmur kuşları

Bitmeyen şarkımın en son durağı
Ölümsüz aşkımın işgal bayrağı
Gök mavi yılların o’dur bukağı
Varın haber verin puhu kuşları…

Aşk çekenindir bu gözlerde kanıt
Pir-ü pak yürekte görkemli anıt
Sevgim ebedidir versin o’ yanıt
Yâre haber verin çalıkuşları…

Kozamda canlanan ipektir adı
Nağmeden nağmeye geçiştir adı
Gönlüme mühürlü ahenktir adı
Dilime gizledim tütendir adı
Varın haber verin sevda kuşları…

Hatice kürklü

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Seke Seke Gelsene

Dünü bilemedik
Yarını bulamayız belki
Bugünün kıymetini bilelim mi?

Gücüm hayallerim kadar büyük
Nefesim aşk kadar ılık,
Ziynetler umurumda mı
Saçımı okşa yeter,
Ben böyleyim seher yelim
Sende buna alış artık,
Dola beni gönlüne…

Ağırla beni yüreğinde aşk burcum
Kâinat selam dursun harında
Ebemkuşağı havasında
Yağmuru bekleyen toprak gibi
Al gönlümü ver gönlünü
Çıraları yaka yaka gel…

Seni ezberliyorum her şeyi bilenim
As beni gözlerine aheste
Şiir dilimin gölgesi
Bir fincan sıcak kahvem
Ağrısız başım ol tek tanem
Sevgini sevgime kata kata gel…

Güneşin battığı yerde
Baharı beklemekteyim
Bulutlar yağmur yüklü
Gel sen
Yine gel,
Gök gürültüm, sağanağım ol
Gürleyerek,
Sel gibi taşa taşa gel…

Serüvenim dolaşıyor egemenliğinde
Dönüyor başım dönüyor
Güneşe el sallayıp
Rüzgâra yol veriyorum nazlı nazlı
Geleceksen bugün gel
Rüzgâra kat kendini
Ese ese,
Uça uça
Ahenkle gel…

Hatice Kürklü

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Gecenin Koynunda Bir Kadın Ağlar

Yaşandı ve bitti,
Yetmedi
Yara hala sıcak…

Yüreğinin gözlerinden
Şiirler çiseler bozkır sarısı,
Bir yanı ıssız
Bir yanı solgun
Yorgun
Kaskatı
Yüreği ıslak
Bir kadın ağlar…

Yedi kat yerin dibine
Alazdır avucundan sızan,
Omzunda taşıdığı hasret
Cam kesiği sızı
Can evinden vuran,

Gözleri kan revan intihar
İçinde saklar
Yokluğunu yüklenir
Nefesinde tüter adı…

Eylül bozgunu bakışları kırık
Nefesi kısık
Gönül küskün
Ruhu kararmış,
Kör şafakta
Gonca gül gibi solan
Bir kadın ağlar…

Bedeninde zemheri ayaz
Teninde doludizgin tipi
Yüreğinde darp
Bir günah gibi taşıyacağı
Sancılı düşlerine
Yanar…

Sevmeyi bilen yanından
Gözlerine üfleyen
Kavruk bir ağıt
Aktıkça başına buyruk,
Kirpiklerinden kırlangıçlar geçer
Ve
Gecenin koynunda bir kadın ağlar…

Kundaklanan aşkın
Affına sığınır
Kırık dökük,
Gurbete yazar adını
Kendine susar,
Hüzzam bir dokunuşla
Başını okşar lodos
Gözlerinde yağmur taşır kadın,
Şiire ağlar…

//Oysa omuz silkmek lazım,
Üflerken soluğuna bahar//

Hatice Kürklü

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Ey İnsan

//Ne olur bu kördüğümü çözecek bir yol bul Tanrım//

Ne varsa tüketiyorsun insan
Karanlıklar eşliğinde
Sokakların hep kış hep gece
Terinizden besleniyor içinizde ki kin
İnfazlar yaratıyorsunuz durmaksızın…

Zulmün bitmeyecek mi ey insan!
Doyumsuzluğun doruklarında
Kızgın, öfkeli, ateş kusan bencilliğinle
Yok farkın bir diğerinden…

Karanlık yüreğiniz akrep, eliniz cellât
Yiyorsunuz birbirinizi can kırıkları bırakarak
Sizleri gördükçe içimdeki ben boyumu aşıyor

Menfaatlerinize mayınlar döşenirken
Nasırlaşmış yüreklerinize baykuşlar tünemiş
Kemiriyorsunuz ağaç kavuğu gibi birbirinizi
Şaşıp kalıyorum…

Çekin ellerinizi masumların üzerinden
Karartmayın gökyüzünü, acılar dizmeyin tespih gibi
Bugün dünden yaslı, yarın yüreklerde kıymık olmayın
Dipdiri bedenleri toprağa koymayın…

Siz hiç iğde ağacı koklamadınız mı?
Kokusunda yürekleriniz arınmadı mı?
Çocukların parkta cıvıl cıvıl oynayışları etkilemedi mi?
Yeni doğmuş bir bebeği kollarınızda sarmadınız mı?
Toprağı avuçlamadınız mı hiç…

Durdurun artık bu azgın vahşeti
Ateşin külleri bulaşmadan ellerinize
Ölümle kalım arasında sıkışıp kalmayın
Dünyadan kovulana kadar beklemeyin ne olur…

Yapabilseydim eğer,
İnsanı doğuran kadının rahminde
Vahşeti silerdim yüreğinizden
Sevgi biriktirdim içinizde
İnsanı insan yapan sevgi adına
Sevgi adına…

Hatice KÜRKLÜ

Kukla

Hep birilerin dediklerini yapıyoruz,
İçimize üflenen kutsal nur gibi
En yalın halimizle çırılçıplaklığın teslimiyetinde
İçimizi dışımızı kuru dalla dolduruyorlar…

Doğumla başlayan uzun bir öyküde
Bize sunulan kader beyaz olsa da
Oynatır başka başka parmaktaki ipler
Mecburiyetler düşerken yaşamın duldasına
Yalnızlaşır kimlik, tutuşur çırağ…

Örselenmiş kimlikler tersyüz edilirken
İçe sırıtır yağlı kara oynayan ipler
Sıradan hiçliğin lacivert hüznünde
Kendi noksanlığına çentik atılır günbegün
Karaya vurur nice hayatlar…

Yüreklere dolanan insan sancısını
Yine insan, insana sağaltır kategorize ederek
Anadan doğma alınır sanki boyun eğişin diploması
İzinli izinsiz…

Öyle bir ses olmalı ki içimizde
İçimizde ki o sesi ”ben” olarak çıkarmalı
Kendi kendimizi tamamlamalıyız
Birilerinin uyandırmasını beklemeden…

Sessiz çığlıklar can acıtsa da
Diriltmeli yüreği mutedil rüzgârlar
Özgüvenden daha zor başkasına güvenmek
Onun içindir ki, susma,
Kendine ait olsun hep son söz…

Yaşamsal hak sizin, mülkiyeti sizde
Her koyun kendi bacağından asılacaksa eğer
Yalnızca kendiniz olun bunun nedeni
Kaybolmayın kıraç topraklarda
İplerle oynatılmak istemezseniz
Soyunun çırılçıplak
Giyinin kendi kudretinizi özünüze
Sürüklenecekse hayatınız sizin izninizle olsun
Veya siz katın önünüze hayatınızı
Başkasının parmaklarında olmasın teslimiyetiniz
Eğdirtmeyin başınızı
Eğmeyin hiç
Eğmeyin…

Mümkün olduğu kadar…

Hatice Kürklü

11 Mayıs 2010 Salı

Şiiri Rüzgara Yazdım

Ey sevgili,
Ayrılık tozu serpeceksen gözlerime
Gönül gözünle arama beni
Sarı hüzünler saçacaksan yüreğime
Şimal rüzgârlarından beni sorma…

Şahikalara çıkarttığım aşkı bilenlerdenim
Kaçak yolcu gibi sığınma bana
Ezber edilmiş sevdanın yolcusuyum
Zakkum çiçekleri ekme yollarıma…

Leyla’nın iç çekişlerindeyim, sevdam derin
Narin yüreğimi darbelerle sarsma
Kalbimdeki kuşları sıkı tutmayacaksan
Kırlangıç fırtınası yaratıp kanadımı kırma

Sıradanlığını aştım aşkın nev-i baharım
Sağanak olup alacakaranlıkta yağma
Ay’ın öteki yüzündeyim safi sen
En pembe düşlerimde olmayacaksan
Boşu boşuna arama sorma…

Özden gelir sevdam istersem ben sen olurum
Kuşanıp zırhını prangalar vurma
Aşkın esaretim olacaksa, yazgım olma
Eğreti sözlerle de beni hiç oyalama…


Gelincik tozu sözlerim, üzüm buğusu gözlerim
Bunu anlayamayacaksan, gelirsen de kalma
Yan yana yürüyüp mecnunum olmayacaksan
Nefesini hiç yorma…

//Aşk yetmez ey sevgili,
arınmış ruh, nar-ı sevda gerek//


Hatice KÜRKLÜ

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Adının Harfleri Kirlendi İhanetinle

Biliyor musun?
Hiçbir şey eskisi gibi değil, olmayacak da

Dilsiz gecelerin tek tanık olduğu seslenişim
Kimseye değil kendime dönüyor
Bu yüzden bükülüyor boynum
Yüzünü karanlık kuşatırken,
Sözcüklerim kilitleniyor…

Sen fısıldayacaklarımı dinle;
Yürek firar etmeye hevesliyse
Kaçamaklar kaçınılmaz
Belki,
Biraz coşkulu biraz mutlu
Güzel mi peki?
Değer mi?

İhanetin damlaları düştükçe tek tek
Yankısı büyüyor derinliklerde
Adım adım yürüyorum matemimle
Ördüğün kara duvarlara

Aldatmanın pusulası ne sağa kayıyor ne sola
Düş kırıklıklarına yönelmiş doğruca
İsminin kirlenmiş,
Silinmiş,
Yitik harflerinde…

Yanardağ sıcaklığında sürüklenirken
Ya sözler donuyor
Ya gözler ağlıyor kin içinde
Avuç içlerime doluyor
Gam yükleniyor hayat…

Gecenin gözlerinden esen rüzgâr
Koparıyor uçurtmaları ipinden
Geçiyor kanat çırpmadan kuşlar
Ürküyorum, korkuyorum
Sokulup kara bulutlara
Üşüyorum,
Üşüyorum…

Hatice Kürklü

Mor Yağmurlar

 
MOR BULUT © 2008 by para Você | Re-design Sweet Baby Girl